blog'a geri dön
2 yorum var - 12 Ağustos 2007 12:08
Geçen gün kuzenimde kaldım kocasının trakyada olması sebebiyle. Dilek abla da geldi 4 yaşındaki kızıyla. Kızı her 4 yaşındaki çocuk gibi biraz mızmız, ama aynı zamanda da çok sevimliydi. her neyse, bizim amacımız onu erkenden uyutup şarap içip dedikodu yapmaktı bütün gece. Saat 10 sularında pelin'i yatırdık, ama masal anlatılmadan uyuyamazmış hanımefendi! Cinderella'yı yanında getirmiş Dilek abla; aldık kitabı Pelinle, odaya gittik. Defalarca okunmuş daha önce bu kitap Pelin'e, ezbere biliyormuş, ama çok seviyormuş, hiç bıkmıyormuş yine de. Neyse başladım okumaya.. Küçükken hiç farketmemiştim, lan o ne saçma hikayeymiş! Şimdi bi kere Cinderella yani bizim Kül kedisi, dünyanın en iyi kadınının kızı, yani annesi dünyanın en iyi insanı.(tuhaf oldu öbür türlü söyleyince) Daha sonra annesi ölüyor ve çok soylu olan babası bi başka kadınla evleniyor. Bu kıza yapmadıkları işkence kalmıyor üvey annesi ve kız kardeşleri tarafından. 'Bulaşıkları ve merdivenleri yıkıyor, üvey annesi ve üvey kardeşlerinin odalarını temizliyormuş. Kız kardeşleri, oldukça lüks döşenmiş geniş odalarda kalırken o evin tavan arasında pis bir döşeğin üzerinde uyuyormuş. Zavallı kız, bütün bunlara sabırla katlanıyor ve babasına şikâyet bile etmiyormuş. ' deniyor kitapta. Bi de hikayenin başında çok iyi deniyor Cinderella için, yani alttan alttan iyiliğin enayilik olduğu mesajı veriliyor resmen! Bi de sonra deniyor ki, Cinderella'nın babası kızının bu durumunu görmüyormuş bile, çünkü karısından çok korkuyormuş. E hani soyluydu bu adam, koskoca adam -hem de soylu- hem çirkin hem şişman hem cadaloz bi kadınla evleniyor, sonra da korkusundan gözü bir şey görmüyor. Nerde kaldı soyluluk? Atsın kapı dışarıya... Hem nasıl bi aile ilişkisidir de bu, kızının nerde yattığını bilmez? Hiç mi halini hatrını sormuyor bu kızın, ne biçim baba bu demez mi insan? Cinderella da bildiğin salakmış yani,tutsun kolundan babasını, konuşsun; neyse.. Hikayenin devamı da bi o kadar saçma: Cinderella baloya gidiyor. Sonra apar topar eve dönüyor falan, kız kardeşleri balodan dönünce Cinderella'ya diyorlar ki: 'Baloya gelmeliydin de görmeliydin. Prenseslerin en güzeli geldi oraya, bu kadar güzelini hiç kimse görmemiştir şimdiye kadar. Prens de çok etkilendi ondan bütün gece sadece onunla dans etti.' Şimdi bi kere, nasıl oluyor da bu prensesin yüzüne bakmıyor kız kardeşleri. Peri cinderellanın yüzünü de mi değiştirdi? Ya da çok makyaj yaptı da mı tanıyamadılar? Çok makyaj yaptıysa neden yaptı, bu kız aslında çirkin de bizi mi kandırıyorlar? Sonra şu meşhur ayakkabı kısmı... Bi ayakkabıya umut bağlamak da nedir, niye kimse yüzünden tanımıyor bu kızı? Kimse yüzüne bakmadıysa o kadar güzel olduğuna nasıl karar vermişler? Prensin ayak fetişi mi var? Cinderella'nın ayagı bu kadar cins mi de bi tek ona oluyor ayakkabı? Öyle bi ayak olabilir mi, mümkün mü? Ben hikayeyi okumayı kafamda bu sorular yankılanırken bitirdim sonunda. O sırada baktım ki, Pelin'in uyumakla ilgisi yok, gözleri apaçık beni dinliyor. En sonunda dedi ki: 'ıymm..mmm..ayf..Yeşer ablaaa, çok güzeğğlll yaaaaa...ayhh..' O anda beynimden vurulmuşa döndüm tabii, kaldırdım Pelin'i oturttum karşıma, dedim ki: 'Hikayenin devamında neler oluyor biliyor musun?' Merakla ' Noluyooooğğğ??' diye sordu. 'Bak Pelin'cim, hayatın boyunca dinleyeceğin bütün masallar, izleyeceğin nerdeyse bütün romantik filmler mutlu sonla bitecek. Mutlu son dediğim evlilik yani, evlilik olmasa da yakışıklı prensle prenses kavuşacak birbirine son sayfada. Düşün bakalım; bissürü masal dinliyorsun, hiç hatırlıyor musun devamını anlatan?' 'ı ıh..' 'Yok çünkü. Devamını anlatayım sana: Prensle Cinderella evleniyor. Cinderella şatoya taşınıyor. Sonra kraliçenin yani annesinin sözünden çıkamayan Prens, Cinderellayı çıldırtıyor. Gün geçtikçe daha az seks yapmaya başlıyorlar. Sonra Cinderella evliliklerini kurtarmak amacıyla doğum kontrol haplarını kullanmıyor ve hamile kalıp, kazara olmuş gibi davranıyor. Çocuk olduktan sonra Cinderella uzun süre aldığı kiloları veremiyor, göbeği çıkıyor, göğüsleri sarkıyor bebeği emzirmekten, yüzü ve ayakları şişiyor. Ayaklarının şişmesi son nokta oluyor zaten Prens için; hatırlarsan Prens'in ayak fetişi vardı. Sonra zamanla Prens sık sık ava çıkmaya başlıyor, uzun süre gelmiyor falan. Sonra da anlaşılıyor ki, Prens komşu ülkenin prensesiyle kırıştırıyor! Cinderella bunu öğrendiği zaman çok mutsuz oluyor, ama çocuğu olduğu için kaçıp gidemiyor. Bu sefer o da güzelleşmeye çalışıyor, kilo veriyor. Evet eskisi gibi olmasa da güzelleşiyor; sonuçta eskisi kadar genç değil artık, öyle olamaz. Ama bu sefer de Prens daha genç kızlarla aldatmaya başıyor Cinderella'yı. Cinderella da kendini kadın gibi hissedebilmek için, ona kendini iyi hissettiren şatonun bahçıvanıyla aldatıyor Prensi. Bu olanların farkında olarak büyüyen çocuk da ilerde çok sinirli, sorunlu biri oluyor ve karısı olan Pamuk Prenses'i 'Sen kimbilir o 7 tane cüceyle birlikteyken ne haltlar yedin?' diye her gün dövüyor. Daha bitmedi... Anlatmaya devam ediyordum ki, Pelin çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Dilek ablayla kuzenim koşarak odaya geldiler. Pelin yatağın altına saklandı: 'Bana yalan söylemişsiniss, sindirellağ hiç mutlu olmuyoğğmuş, böğğüüüüüğğğ öğğğğğyhhh' diye ağlıyordu. Zorla sakinleştirdik Pelin'i, ağlarken uyuyakaldı da sayılabilir aslında. Salona gittik, kızdılar bana, ne anlattığımı sordular. Anlattım onlara da. Öyle şeyler anlatılır mıymış hiç küçücük çocuğa?! İyi de böyle şeyler anlatıldığı için bu hale gelmiyor muyuz zaten? Asıl öyle şeyler anlatılır mı hiç? Ama farkında değiliz. Dinleyerek büyüdüğümüz masallara bi bakın: Pamuk Prenses, Cinderella, Rapunzel, Uyuyan Güzel... Hepsi bi erkeği kapmakla ilgili. Daha küçücükken beynimiz yıkanıyor resmen! Sonra hayatımızın sonuna kadar 'Nerde yanlış yaptık?' diye düşünüp dururken bi taraftan da selülit kremlerine servet harcıyoruz. Baktık birbirimize, iç geçirdik, bi süre sustuk. Sonra Dilek abla 'Bundan sonra Sex and The City' izleticem ona.' dedi. Güldük. Sonra da seçimlerden konuşmaya başladık...
prenste ''ayak fetişi'' teşhisi tıp dünyasında son noktadır saygıyla eğiliyorum önünüzde lakin yine de peline yazık anlatma böle şeyler
Birkaç yorum da ben ekleyeyim.
1) Evet kıyafet değiştirdikten ve/veya makyaj yaptıktan sonra kişilerin tanınamaması masallar ve çizgi filmlerde çokça rastlanan bir olaydır. Çocukuğumdan beri nasıl yani diye düşünsemde, tanımayanlara anca şimdi şimdi "öküzmü laaayn onlar" diyebiliyorum. Bunlara en iyi iki örnek çok sevdiğimiz kahraman, "süpermen" karakteridir ki, kendisini gözlüklüyken kimse tanıyamamaktadır (perçemden bahsetmiyorum bile) . Diğeride herkesin "He-man" olarak bildiği Adam adlı prenstir ki, oda kıyafetini değiştirince "babası gelse tanımaz". Bu durum anlaşılamamakta ancak hikayedir deyip geçiştirilmektedir. Genç beyinlerin bu konuda daha duyarlı olmasını umuyorum.
2) Romantik komedileri epeydir aptalca buluyorum, cicili bicili film izleyip "ayyy ne şeker" diyenleri eleştiri denizinde boğmak istiyorum, "aslında hiç düşünmüyordum" deyip evlenenlere birkaç söz söyleyip "üzmek" istiyorum, ama golyata karşı çok şansım yok, küresel ısınmaya bireysel katkımı ortadan kaldırsam bile küresel olarak etkim olmayacağından, bu devinimde insanlığın üreyip çoğalıp mümkünse yokolmasını, hatta buna benden başlayabilmesine olumlu bakıyorum. Ben çoğalmayacağım ama zevkli kısmına katılacağım.
bu yazıya puanı basanlar:
|
|